KARS Haber Girişi : 14 Ocak 2021 04:29

Başkan Toraman, açıklamalarda bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kars İl Başkanı Taner Toraman, Kars ve Ülke gündemiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

CHP İl Binasında basın toplantısı düzenleyen Başkan Toraman, gazetecilerin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutladı.

Ülke ve şehir gündemini değerlendiren Başkan Toraman, Faşizmin kuramcısı Göbels’in , “Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın” sözünden hareket edenlerin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yapılan saldırıları kınadı.

Toraman Gazetecilere yaptığı açıklamada, Kars CHP  il örgütü olarak ülkeyi içine düşürüldüğü bu girdaptan çıkarmak için genişletilmiş tam yetkilendirilmiş kuvvetler ayrılığının olduğu parlamenter sistemin tahsis edildiği Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun “2. Yüzyıla Çağrı Beyannamesi” nde de belirtilen açılımlarla  ülkenin kurtuluşuna inandıklarına dikkat çekti. 

CHP’nin hiyerarşik yapısına dil uzatanlara hadlerini makam ve hiyerarşisini hatırlatan ve yapılan saldırıları şiddetle kınadıklarını da belirten Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kars İl Başkanı Taner Toraman; “Ülkenin mevcut durumu hakkında yapılan açıklamalar tehdit, gözdağı, tutuklamalarla korku yaratarak suskun ve sindirilmiş bir toplum yaratılmaya çalışılmaktadır. 

Bu bağlamda; Açlık ve yoksulluk  Genelde Türkiye’de özelde ilimizde  can yakıcı bir sorun olarak giderek büyüyor. 
Borç batağı ve borç sarmalına batırılmış ülkemiz,  sistemin bekasını savunanlar,  sistemin emrindeki kurumlar  ne derse desinler mevcut sistemi nasıl savunursa savunsunlar işsizler ve yoksullar açısından tehlikeli bir boyuta doğru gidiyoruz.
Türkiye ekonomisi derin bir kriz sürecinden geçerken esnaf çöküyor, çiftçi borç altında batıyor, on milyonlarca işçi ve emekçinin yaşam koşulları giderek çekilmez hale geliyor. Birçoğu bir lokma ekmek bulamaz duruma düşüyor. Ekim ayında iktidarın ortağı MHP’nin başlattığı “askıda ekmek kampanyası” bir anlamda sorumlusu oldukları yoksulluğun, insanların ekmek parası bulamayacak duruma getirildiğinin itirafıydı adeta. 
CHP Grup Başkan Vekilimiz Sayın Engin Altay’ın Meclis kürsüsünden milletin midesine giren tek şeyin kuru ekmek olduğu yönündeki eleştirisine AKP Denizli milletvekili Şahin Tin’in sözleri adeta bu durumu özetliyor. “Midesine kuru ekmek giriyorsa o zaman aç değildir demek ki” sözlerini sarf eden bu “milletin vekili” kimin  has bir vekili olduğunu ortaya koyuyordu. İktidar, insanların karnındaki gurultuyu ya “müjde” gürültüleriyle ya milliyetçiliği harlayarak öfkesini bir süre de olsa başka yerlere kanalize ederek bastırmaya çalışıyor. Ama milyonların sorunları günden güne katmerlenerek arttıkça bir de inkâr etme, yok sayma, görmezden gelme yollarını deniyor. Eh kabul ederse, bunun müsebbibi olduğunu ve çözmekle sorumlu olduğunu da kabul etmesi gerekmez mi?
Geçtiğimiz günlerde Samsun’da bir eline “iş” diğer eline “aş” yazarak intihar eden 45 yaşındaki işsiz vatandaşımıza ilişkin iktidar sahiplerinin sorumlularına soru sorulması üzerine şu cevabı verdiler: “Yoksulluk, özellikle aşırı yoksulluk, uluslararası dokümanlarda da ifade edildiği gibi artık Türkiye için sorun olmaktan kalktı.” tabi ki bu cüreti Dünya haklarını iliklerine kadar sömüren  Dünya Bankasının hangi akla ve mantığa dayanıyorsa aşırı yoksulları günlük geliri 2 doların (14 TL) altında olan insanlar olarak kategorize ettiğini hatırlatılıyor. Onlar ne kadar inkâr ederse etsin, ne kadar çarpıtırsa çarpıtsınlar, gerçekler bu dünya lideri safsatasıyla tek adam rejimin sözcülerini her gün yalanlıyor. Türkiyede emeğini satarak geçinen   emekçilerin yaşam standartları yıldan yıla geriliyor. Yoksulluk daha can yakıcı hale geliyor ve insanlar en temel gıda maddelerine daha fazla muhtaç hale geliyor.
Yeterli miktarda gıdaya ulaşamayan, temel besin maddesi olarak ancak ekmek ve tahıl ürünleri tüketebilen insan sayısı  geçmişte 13 milyon civarındaydı. Ancak aradan geçen zamanda bu sayıda gerileme olmamış, tersine büyük bir sıçrama yaşanmıştır. En temel ihtiyaçlara erişememenin yanı sıra, kira ödeyemediği için veya icra tehditleriyle evsiz kalma riski; elektrik, su, doğalgaz faturasını ödeyemediği için gündelik hayatın felce uğraması çeşitli sorunlar arasında. Yıl içinde zam üstüne zam yiyen faturalar ödenemiyor, bu ödenemeyen faturalar faiziyle borçluların tepesinde sallanıyor.  1 milyon 800 bini aşkın elektrik aboneliği iptal ettirilmiş. 4 milyon civarında abone, faturasını ödeyemediği için elektriği kapatılarak cezalandırılmış. Milyonlarca insan, yıllardır ödeyemediği borçlar nedeniyle haciz tehdidi altında yaşıyor. Borçlu sayısı giderek artıyor. basına yansıyan verilere göre yalnızca kredi kartı borcu yüzünden bile yasal takibe düşen kişi sayısı 3 ile 5  milyon civarındadır.  21 milyon 300 bin kişi de icra tehdidiyle borcunu nasıl ödeyeceğini bilemez duruma düşürülmüş durumdadır.
TÜİK her ne kadar gerçekleri çarpıtmak için rakamlara kırk takla attırsa da on binlerce işyerinde pandemi nedeniyle faaliyetlerin durdurulması işsizlik rakamlarını daha da tırmandırıyor
DİSK-AR’ın “Covid-19 Etkisiyle Geniş Tanımlı İşsizlik Oranı” 29,1 idi. 10,4 milyon kişiye karşılık gelen bu rakam son yasaklamalardan sonra birkaç milyon daha artmış durumda. İşsiz gençlerin oranı da giderek artış gösteriyor. Aralık ayında yapılan bir araştırmaya göre gençlerin 64’ü karın tokluğuna çalışmaya razı. Eğitimden ayrılan gençlerin sayısındaki artış da devam ediyor. Genç İşsizler Platformunun raporuna göre 15-29 yaş grubundaki gençlerin 33,1’inin (5 milyon 903 bin genç) ne eğitimde ne de istihdamda olmaması durumun vahametini gösteriyor. Yani her 3 gençten biri tutunacak bir dalı olmadan, adeta boşlukta sallanıyor! Gençler üzerinde yapılan araştırmada 70’ i ülkeden gitmek istediklerini belirtiyorlar.
2020 yılı için belirlenen 2 bin 324 TL’lik asgari ücret, o günün kuruna göre 392 dolara tekabül ediyordu, yıl içinde ise ücret dolar bazında büyük bir erime göstererek 270 dolara kadar gerilemişti. 
2021 için belirlenen asgari ücret ise, bugünün kuruna göre 377 dolara karşılık geliyor.
Türk-İş’in 2020 Kasım ayında açıkladığı 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması olan açlık sınırı 2 bin 516 TL, yoksulluk sınırı ise (konut, giyim ve ulaşım gibi zorunlu giderlerin de hesaba katıldığında) 8 bin 197 TL dir.
 “Derin Yoksulluk” isimli çalışma grubunun İstanbul’un 34 ilçesinde sosyal güvencesiz, düzensiz, yevmiye ile çalışan 2000’den fazla ihtiyaç sahibi hanede yaptığı bir araştırmaya katılanların 53’ü beslenme için öğün atladığını, 49’u bazı besin gruplarına hiç ulaşamadığını, 14’ü ise gıdaya hiç erişemediğini söylüyor. Bu çalışma grubunun araştırmasına konu olan ailelerde, birçok anne bebeğine mama yerine şekerli su veriyor, bebek bezi yerine poşet kullanıyor. Yoksulluk derinleştikçe birçok aile bazı temel ihtiyaçlarından vazgeçmeye başlıyor. Bu arada süpermarket raflarında alınan önlemler de arttırılıyor. Bebek mamalarına, 5 litrelik ayçiçek yağına, tıraş bıçaklarına ve daha nice nice kalem tüketim ürünlerine alarm takılıyor. Çok geniş bir kitlenin alım gücü sıfırlanmaya doğru gidiyor ve 100 binlerce insan çöp konteynerlarından, pazar artıklarından besleniyor.
Tüm bunlara karşın, bir tarafta içler acısı bir sefalet varken diğer tarafta muazzam bir zenginlik yaşanıyor. Türkiye’nin en zenginleri, milyonlarca insanın işsiz kaldığı 2020 yılını kâr rekorlarıyla kapattıklarını açıklıyorlar. İktidar ve genişçe bir grubun da dahil olduğu çevresi, iktidarda olmanın getirdiği nimetlerden sonuna kadar faydalanmaya, devlet kaynaklarını kendilerine aktarmaya ve muazzam bir zenginlik içinde yüzmeye devam ediyor. “Geçinemiyoruz, açız” demek nerdeyse yasaklanıyor, bunu sosyal medyada ya da sokak röportajlarında dile getirenler gece baskınlarıyla gözaltına alınıyor. Üstlerine keyif çayı atılanlar ise kendilerini şanslı sayıyor. Bu durumun emekçilerin gözünden kaçması ve derinden derine bir öfke birikimi yaşanmaması düşünülemez. Nitekim AKP’nin oylarındaki erozyondan tutalım da işçi eylemlerine ve sokak röportajlarına kadar bunun yansımalarını görüyoruz. Buna karşılık Türkiye’nin Dünyadaki görüntüsü şöyledir:
Değerli Basın Emekçileri, Türkiye basın özgürlüğü listesinde 190 ülke içinde 154. sırada
OECD ülkeleri arasında Sosyal Adalet Endeksi'nde Türkiye 41 ülke arasında 40’ıncı 
Türkiye yoksulluğun önlenmesi başlığında 31'inci,  
Fırsatları başlığında 41'inci ve sonuncu,
İstihdam piyasasına erişim başlığında 37'inci,
Sosyal hayata dâhil olma ve ayrımcılığa uğramama başlığında 39'uncu, 
Nesiller arası adalet başlığında 18'inci 
Sağlık başlığında 36'ncı sırada yer almaktadır.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) verilerine göre kadına yönelik şiddette “birinci” sırada
Çocuk Hakları Komisyonu'nun raporuna göre, son 16 yılda 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yapmıştır. Cinsel suçların yüzde 46'sının çocuklara karşı işlendiği, çocuğun cinsel istismarında Türkiye'nin dünya listesinde 3. Sırada yer aldığı görülmektedir.
Düşük ve orta gelirli 120 ülke arasında Türkiye,  Dış borçta en çok dış borcu olan 6. Ülkedir.
Türkiye Demokrasi indeksinde; değerlendirmeye alınan 209 ülke (195 ülke ve 14 bölge) arasında 164’üncü sırada bulunuyor. Türkiye, siyasal haklar açısından özgür olmayan ülkeler kategorisinde yer alıyor. 
41 Avrupa ülkesi arasında özgür olmayan tek ülke konumundaki Türkiye, demokrasi alanında geriye giden 50 ülke arasında görünüyor. Örnekler çoğaldıkça ülkenin ne kadar kötü duruma geldiğini görmek içimizi acıtıyor. “ dedi. 

KARS’TA İŞSİZLİK VE YOKSULLUK HAT SAFHADA 

Açıklamasında Kars gündemini de değerlendiren Başkan Taner Toraman;  “Ülkemizin bu gerçekliği ışığında bu sorunların ilimizde yansıması daha ağır sorunlar yaratmaktadır. Eğitimde sağlıkta işsizlikte büyük sorunlar yaşanmaktadır. ilimizde tıp fakültesinde çoğu ana bilim dallarında doktor bulunmadığından  hastalar Erzurum yolunda kaderlerine terk edilmekte, 
Binlerce öğrencimiz evinde televizyon bilgisayar tablet ve internet olmadığından dolayı uzaktan eğitim hizmetlerinden yararlanamamaktadır.
İlimizde her 4 kişiden 3 nün issiz olduğu ve dolayısıyla işsizliğin ilimizde 75 lerin üzerinde çıktığı görülmektedir. Mevcut siyasal iktidara üye olmayan ya da onların istediği kişilerin işe alındığı;
mantar gibi çoğalan büyük marketlerden dolayı küçük esnafın bir bir kapandığı iflas ve borç sarmalı içine düştüğü; 
vatandaşlarımızın ilimizde kışın uzun ve soğuk geçmesi nedeniyle insanlar doğal gaz ve elektrik faturalarını ödeyemediği gözlenmektedir.
İlimizin ana geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık üreticinin  girdi maliyetlerinin yüksekliğinden iflasın eşiğine geldiği, bu koşuların devam  etmesiyle hayvancılığın ortadan kalkacağı, üreticinin zarar ettiği, aracı ve tefecilerin büyük oranlarda kar ettiği insanlarımızın hayvansal gıdaların yüksek fiyatından dolayı erişemediği görülmektedir.
Covid-19 salgınının da etkisiyle ciddi sıkıntılar yaşanmakta binlerce insanımızın  açlık çektiği,  yatağa aç ve çaresiz girdiği,  Pandemi sürecinde birçok ailenin birikimlerini tükettiği, varını yoğunu elinden çıkarmak zorunda kaldığı gözlemleniyor.
 Yaşanan sorunların sorumlusunun salgın olduğuna dikkat çekiyorlar. Oysa biz biliyoruz ki salgın sorunları derinleştirdi ama sorunların asıl sebebi salgınla birlikte daha görünür hale gelen AKP nin tek adam sistem krizidir. Krizin üstünü örtmek ve insanları susturmak için salgın iktidar tarafından bir araç olarak kullandı. Zaten çeşitli sorunlarla hayatları perişan olan binlerce insana, ölüm gösterilip sıtmaya razı ediliyor. “şeklinde ifadeler kullandı.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.